Karaciğer Kist Hidatiği

Kist Hidatik Hastalığı nedir?

Halk arasında “köpek kisti” olarak da bilinen bu hastalık, bir parazit tarafından oluşturulmaktadır. Köpeklerle yakın ilişkisi olanlarda ve koyun yetiştiriciliğinin yaygın olduğu Uzak Doğu, Orta Doğu, Doğu Avrupa ve Güney Amerikada sık görülen bir hastalık olduğu gibi ülkemizde de oldukça yaygın olarak görülmektedir. Köpek, kurt, tilki gibi hayvanların bağırsağında yaşayan ‘Ekinokokkus Granulozus’ adlı bu parazitin yumurtalarının insanlar tarafından alınmasıyla %70-80 sıklıkta karaciğerde, %10-15 sıklıkta akciğerde ve daha az olarak da diğer organlarda kistler oluşur. Hastalık nerede gelişirse gelişsin, parazitin yerleştiği organda giderek büyüyen ve içi basınçlı bir sıvı ile dolu kist oluşur.

 

YAŞAM ÇEMBERİ:

 

 

 

Karaciğer kist hidatiği, insandan insana bulaşabilir mi? 
Karaciğer kist hidatiği insandan insana bulaşmaz. İnsan dışkısında bulunmaz. Ancak bir şekilde parazit yumurtası bulaşmış kirli gıdalar herkes tarafından alınabilir ve dolayısıyla hastalık ailenin diğer bireylerinde de ortaya çıkabilir.

 

Hastalık karaciğerde hasar oluşturur mu? 
Hasar oluşturmaz. Genellikle karaciğer dokusunu iterek kendine yer açtığından karaciğer hücreleri fonksiyonlarına devam ederler.

 

Bu hastalığın belirtileri nelerdir?

Karaciğer kist hidatiği hastalığının özgün bir şikayeti yoktur. Kist karaciğerde bir ya da birden fazla olabilir. Küçük kistler genellikle şikayet nedeni olmaz. Hastalık genellikle başka nedenlerle yapılan ultrason, bilgisayarlı tomografi (BT), MR (magnetik rezonans) gibi görüntülemelerde ortaya çıkar.

4 cm den büyük kistler ise sağ kaburga altı bölgesinde ağrı ve dolgunluk hissi gibi şikayetler ile ortaya çıkarabilir.

 

Uzun yıllar belirti vermeyebilen bu kistler, karaciğerdeki yerleştiği yerlerine ve boyutlarına göre çeşitli belirtilere ve komplikasyonlara neden olabilirler.

Safra yolları ile ilişkili hale gelmeleri en sık komplikasyonlarındandır. Bu halde kişide safranın bağırsağa akışında oluşan tıkanıklığa bağlı sarılığa neden olabilir.

 

 

Tanı nasıl konur ?

 

Ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi gibi radyolojik yöntemlerin yanı sıra bazı kan tetkiklerinin yapılması ile çoğu hastada tanı konulabilir. Hastalığın daha karışık olduğu hastalarda ERCP, MR ve MR-kolanjiografi gibi ilave görüntüleme yöntemleri gerekebilir.

 

 

Kist kendi haline bırakılırsa ne olur?
Genellikle giderek büyür ve istenmeyen olaylara neden olur. Bunlar kistin içinde bakterilerin üremesi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan apse, yukarıda da anlatıldığı gibi safra yollarıyla ilişkili hale gelip sarılığa neden olabilir.

Bazı kistler kendiliğinden yada darbe yada travma ile delinebilir ve yırtılabilir. Bunların ortaya çıkması, hastalıkla mücadeleyi güçleştiren riskleri artırır.

Karaciğerdeki kist kendi kendine patlar mı?
Kistin kendi kendine patlaması ve delinmesi nadiren görülebilir. Daha ziyade büyük kistlere gelen ani ve şiddetli darbeler (kaza, yumruk…) böyle bir yırtılmaya neden olabilir.

Kistin yırtılması tehlikeli mi? 
Böyle bir durumda iki durum çok önemlidir.

Birincisi, kist içindeki sıvı allerjik özellik taşır. Hayatı tehdit edebilecek allerjik reaksiyonlar oluşturabilir.

İkincisi ise, kist içeriği bütün karın boşluğu içerisine yayılarak yaygın hastalık halini alabilir. O zaman hastalıkla mücadele güçleşir.
Hastalık nasıl tedavi edilir? İlaçla tedavi edilebilir mi? 
İlaçla tedavi yoktur ama parazite etkili olduğu bilinen ve diğer tedavi yöntemlerine yardımcı ilaçlar mevcuttur. Albendazol ve mebendazol bu ilaçlardan ikisidir. Ancak bu ilaçlar uzman hekim kontrolünde uygulanması gereken ilaçlardır.

Bu ilaçlar cerrahi öncesi en az 3 hafta kullanılarak hasta ameliyata hazırlanmaktadır.

 

Cerrahi tedavi gereklimidir?

Hastalığın altın standart tedavisi cerrahidir.

Cerrahi yöntem, kistin büyüklüğü, karaciğerdeki yeri, sayısı, komplikasyon olup olmaması gibi değişkenlere göre belirlenerek karar verilir.

Son yıllarda her alanda popüler olan laparoskopi de cerrahi yöntemlerden biridir.

 

 

 

Cerrahi dışı tedavi yöntemi varmı?

Uygun vakalarda iğne ile aspirasyon ve kist içine ilaç yada tedavi edici madde enjeksiyonları gibi teknikler denenebilir. Bu tedavi yöntemlerinin sadece kısıtlı bir hasta grubunda etkili olduğu bilinmelidir.

 

En etkin ve birincil tedavi yaklaşımları ise “korunma ve koruyucu hekimlik”tir.

Kist Hidatikten Nasıl Korunulur?

  • Hastalığı önlemek, parazitin yaşam zincirini kırmaktan geçer.

Hastalığın insandan insana, köpekten köpeğe veya koyundan koyuna geçmesi söz konusu değildir. Bu konuda yapılması önerilenler aşağıda özetlenmiştir.

Halkın hastalık konusunda eğitimi:

Öncelikle ülkemiz insanlarında yanlış bir inanış vardır: kist hidatiğin, köpek ve kedi tüylerinin direkt olarak karaciğer ve akciğere gidip yapışması sonucunda oluştuğu şeklindeki yanlış inanışın değiştirilmesi ve doğrunun öğretilmesi gerekmektedir.

  • Et kesimlerinin denetlenerek, kaçak kesimlerin önlenmesi ve hastalıklı hayvan etlerinin ve sakatatlarının ortadan kaldırılması. Hastalığın kontrolsüz hayvan sürüleriyle bir ülkeden diğerine geçişi olasıdır. Bu nedenle Türkiye’ye karadan ve denizden komşu olan ülkelerden ülkemize hayvan ticareti ve geçişlerinin kontrolü zorunludur.
  • Başıboş köpeklerle mücadele edilmesi ve onların aşılarının ve parazit tedavilerinin belediyeler ve gönüllü kuruluşlarca sağlanması.
  • Evde bakılan kedi ve köpeklerin düzenli parazit ilaçlarının verilmesi ve veteriner kontrollerinin yaptırılması.
  • Bu önlemler alınmadıkça hiç kimsenin bu hastalıktan uzak durmasının mümkün olmadığının herkesçe bilinerek, bu mücadelede elinden geleni yapması gerekmektedir.
  • En az risk altındaki gurubun evde bilinçli olarak kedi ve köpek besleyen insanlar olduğu herkesçe bilinmelidir. Çünkü doğru bilgilere sahiptirler ve gereğini yapmaktadırlar. Bu şekilde bakılan kedi ve köpeklerin tüyleri hiçbir risk taşımazlar, sadece basit bir ayrıntı olarak genel temizlik sırasında halledilir. En büyük risk gurubu ise parazit mücadelesi yapılmadan serbest dolaşıma bırakılmış, bahçede, çiftlikte veya köyde beslenen köpeklerle teması olan ve koyun, keçi, inek gibi hayvancılıkla uğraşan kişilerdir.

• Hastalıktan korunmanın temel şartı, köpeklere çiğ gıdaların kesinlikle verilmemesidir.
• Kişisel temizlik ilkelerine dikkat edilmeli, içme ve kullanma suları temiz olmalı, çiğ yenen sebze ve meyveler bol su ile iyice yıkandıktan sonra tüketilmelidir.
• Kesilen ve ölen hayvanların içi su dolu keseleri bulunduran organları etrafa gelişigüzel atılmamalıdır. Bu organlar, köpeklerin ve diğer etçil hayvanların ulaşamayacağı şekilde gömülerek yok edilmelidir. Özellikle Kurban Bayramlarında bu durum daha çok önem kazanmaktadır.
• Sahipli köpekler, her yıl Echinococcus granulosus yönünden tedavi ettirilmelidir (parazit aşıları yada hapları ile)
• Yine sahipli köpekler, sahiplerince gezdirilirken etrafa dışkı saçmaları halinde, dışkı uygun bir şekilde çöpe atılmalıdır.
• Sahipsiz köpeklerin cadde ve sokakları dışkıları ile kirletmemeleri için bu köpekler ilgili makamlara (belediyeler) bildirilmeli, başıboş hayvanlar ilgililerce toplanmalı ve bakımları yapılmalıdır.
• Hayvan kesimlerinin mezbahalarda ve veteriner hekim kontrolünde yapılması gerekmektedir. Kontrolsüz hayvan kesimi yapılmamalı ve bu şekilde kesilen hayvanların etleri ile yenilebilir organları tüketilmemelidir.
• Köpekler birbirlerinin anüslerini koklarken parazit yumurtaları köpeklerin burunlarına ve tüylerine bulaşabilir. Bu köpeklerin okşanması ve sevilmesi halinde parazitin yumurtaları ellere geçebilir. Bu şekilde kirlenen ellerin yıkanmadan ağza götürülmesi ile parazitin yumurtası alınır.

Prof. Dr. İbrahim Barut


© 2016 Prof. Dr. İbrahim BARUT I Karaciğer Safra Yolları ve Pankreas Cerrahisi Uzmanı